Prag’dan sevgiler

Prag’dan sevgiler

16.10.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili okurlar Prag’dayım. Dünyanın en güzel kentlerinden biri. Burada bir tiyatro festivalinden davet alınca fırsatı kaçırmadım. Dünyanın farklı ülkelerinden tiyatro insanlarıyla birlikte “Yüksek Performans” başlığı altındaki disiplinlerarası festival, Çek Kültür Bakanlığı himayesinde. Dönüşümde tümünü sizlerle paylaşırım. Fırsat buldukça kendimi kentin büyüsüne bırakıyorum.

Buraya ilk gelişim değil. Kenti iyi tanıyorum. İşte dönüp dolaşıp yine Slavya kahvesindeyim. Nâzım Hikmet, 1956- 57’de bu kahvede yazmış şiirlerini. Prag’a her gelen onu şiirleriyle de gezmeli kenti. Tümünde sonsuz bir hüzün ve hasret duygusu var. Vatan hasreti, oğluna ve sevdiği kadına hasreti, İstanbul hasreti...

Yazık ki beş şiirden oluşan “Pırağ’da Vakitler”in tümünü burada paylaşmaya olanak yok ancak her birinden tadımlık birkaç dize verebileceğim.

SABAH

Prag’a düşen ilk gün ışığı... Birinci şiir, “Şafak-Barok” adını taşıyor.

“Pırağ’da bir yandan ağırıyor ortalık / bir yandan kar yağıyor/ sulusepken, kurşuni/ Pırağ’da ağır ağır aydınlanıyor barok:/ huzursuz, uzak ve yaldızlarında kararmış kader./ Ölen bir yıldızdan uçup gelen kuşlara benziyor/ Dördüncü Şarl Köprüsü’nde heykeller.”

Günümüzde Prag’da sabah, hele güneşli bir günse, kenti geze dolaşa bölen Vltava Nehri’nin ışımasıyla başlıyor. Ve o ışıkta kent bir gelin gibi, bir mücevher gibi parlarken tüm mimari özelliklerini, gotik, barok ve “art nouveau” yapılarını sergiliyor. Ama en çok barok. Yatay ışıklarla mimarinin en belirgin olduğu saatler şafak. Prag’da sabah devam ediyor... Şimdi de “Sabah: İyimser Pırağ”

“(...) Kesme cam bir bardağa işlenmiş Pırağ şehri/ işlenmiş elmastıraşlarla,/ dokunsam ses verecek”

Bir zamanlar Bohemya krallarının başkenti olan Prag, sabah saatlerinde bir Bohemya kristalini andırıyor. Işıl ışıl, ince, kırılgan... Ve kentin neresine dokunsanız ses veriyor. Hayır, hayır, vitrinlerdeki kristallerden değil, her köşedeki müzikten, minik orkestralardan, sokak çalgıcılarından söz ediyorum. Bu arada Çek besteci Smetana’yla selamlaşıyoruz. Nehir kıyısındaki heykeliyle.

Şair, bütün kulelerdeki saatlerin ve kol saatinin 9’u gösterdiği an mutlu olmasını şiirin sonunda açıklayacaktır. Çünkü aşk vardır. “Sen beni seviyordun canım/ hiç kimseyi hiçbir zaman sevmediğin gibi...”

ÖĞLE HANUŞ USTANIN SAATİ:

“Şair memleketten uzak,/ hasretlerle delik deşik,/ Eski Kent’te duruyordu meydanlıkta, yapayalnız./ Gotik bir duvar üstünde/ Hanuş ustanın saati / on ikiyi vuruyordu. (...)

Ve çanları çalan ölüm/ ve yukarıda öttü horoz./ Şair memleketten uzak,/ hasretle delik deşik, etrafına dalgın baktı,/ Geldi indi salınarak nazlı serin bir mavilik meydanlığa öğle vakti.”

Eski kentin orta yerinde Jan Huss’un “özgürlüğe, bağımsızlığa devam” dermiş gibi durduğu yontusunun hemen yakınında ünlü “astronomi saati” var. Ayın, güneşin, 12 gezegenin hareketlerini gösteren bu saat her öğle 12’yi vurduğunda açılan pencerelerinden 12 havari çıkıyor. Ve meydana yayılan mavilikte sevdiklerinize hasret, özlem iyice depreşiyor.

AKŞAM VE GECE

“Akşam: Vatslav Caddesinin Vitrinleri” şiiri neşeli başlar: “Külahlı kuleler, Pırağ şehrinde,/ kararınca akşamın üzerinde,/ düşe giren dünyalar aydınlanır/ Vatslav caddesinin vitrinlerinde.”

Ancak oyuncakçı vitrininde tek gördüğü yine hasretidir. Şiiri şöyle bitirir. “İstanbul’da bir Memet var/ altısına bastı bu yıl.”

Gece geldiğinde Nâzım Hikmet “Doktor Faust’un Evi”ni anlatır. Ve ben o şiiri okur okur ağlarım.

“Şarl Meydanı’na doğru indim yokuş aşağı,/ orda, köşe başında, kliniğe bitişik, bahçe içinde doktor Faust’un evi.//

Kapıyı çaldım./ Doktor evde yok./ Malum:/ İki yüz yıl kadar önce, tavandaki delikten,/ yine böyle bir gece, çekip aldı onu şeytan.//

Kapıyı çalıyorum./ Bu evde ben de senet vereceğim şeytana, /ben de kanımla imzaladım senedi./ Ne altın istiyorum ondan, ne bilim, ne de gençlik./ Hasretlik cana yetti, pes! Beni İstanbul’uma götürsün bir saatlik...”

Kapı açılmadı. Hasretle yanıp tutuşan Nâzım, ruhunu Mefistofeles’e satamadı, bir saatliğine olsun İstanbul’una gelemedi.

Bilsem kapının açılacağını, ben de ruhumu satmaya, senedi kanımla imzalamaya hazırım. Yeter ki ülkeme adalet, hak hukuk gelsin diye!

Hazır Prag’dayım. Ben de çaldım Dr. Faust’un kapısını. Kapı açılmadı.

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025