Celladına âşık olmak...

Celladına âşık olmak...

05.10.2025 07:42
Güncellenme:
Takip Et:

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum:

Hayatımıza artık görsel kültür egemen. Bu hafta içinde ülke politikasından, ekonomisinden, toplumsal hayatından ve sanat dünyamızdan öyle fotoğraf girdi ki hayatımıza, hiç kuşkum yok benim gibi sizleri de uzun uzuuun düşüncelere ve duygulara yöneltmiştir. Kâh içim acıdı kâh öfkelendim, sinirden kahroldum, çıldırdım ama hiç şaşırmadım. Farkında mısınız, artık birçoğumuz hiçbir şeye şaşırmaz olduk!

BİR FOTOĞRAFA BAKMAK

Fotoğrafın değil, resim sanatının en sevdiğim ustalarından biri Paul Klee, “Bir göz görür, diğeri hisseder” demişti. Bence aynı sözü fotoğraf için de söyleyebiliriz. Örneğin ABD’de Erdoğan-Trump buluşmasında ya da Meclis’in açıldığı gün çekilen fotoğraflara baktığınızda bir gözünüz neler gördü, öteki gözünüz neler hissetti, neler algıladı?

Özetleyeyim: Bir fotoğrafa baktığımızda onun sadece görünenle sınırlı olmadığını biliriz. Görünmeyenleri de algılarız, söylenmeyeni duyarız.

Bir başka sevdiğim ressam René Magritte, “Gördüğümüz her şey başka bir şeyi gizler; her zaman görünmeyeni, saklananı görmek isteriz” demişti.

Ve görünmeyeni, saklananı da algıladığımızda, kavradığımızda, fotoğraf sadece o anı dondurmakla kalmaz, geçmişle gelecek arasında da köprü kurar. Algılarımız, çağrışımlarımız ve birikimimiz o köprünün temel taşlarını oluşturur.

Susan Sontag’dan John Berger’e; Ansel Adams’tan Cartier-Bresson’a nice sanatçının fotoğrafa ilişkin söylemleri, şu yukarıdaki iki alıntının çeşitlemelerini, daha geniş anlatılarını kapsıyor.

YÜREĞİN ÇAĞRIŞIMLARI

Fotoğrafa bakarken hani o “hisseden” gözümüz var ya... İşte o göz biraz içsel göz gibi. Ha bire çağrışımlar yapıp duruyor.

Washington fotoğraflarına bakan çok kimsenin akla gelen ilk çağrışımı ve ifade ettiği sözcük “kapitülasyonlar” oldu. Hani okula giden her çocuğun tarih kitaplarında okuduğu, öğrendiği, Osmanlı’nın batışını hızlandıran kapitülasyonlar. Bağımsızlığından vazgeçtiği kapitülasyonlar... Ankara’da tüm kulisleri sarsan, herkesin hayranlık, sevgi, aşk dolu gülücüklerle büyülenmiş gibi aynı noktaya odaklandığı resepsiyon fotoğrafları kimlerde ne çağrışımlar yarattı bilemiyorum ama bana ilk anda bir şiiri çağrıştırdı. Sonra baktım ki yalnız değilim. Benim gibi çok insan aynı şiiri düşünüyor. İçinde aşk sözcüğü geçen ama pek de aşkla ilgisi olmayan bir şiir.

AŞK MI DEDİNİZ?

Daldan dala atlıyorum ama aşk sözcüğü üzerinde bir an duralım: En kısa en açık seçik söyleyecek olursak:

Aşk dediğin ölümün tersidir, karşıtıdır. Aşk özgürlüktür. Aşk, yaratıcılıktır. Oysa o fotoğraflarda...

Oysa o fotoğraflarda haksızlık, hukuksuzluk kutsanıyordu. Sansür, yasaklar, baskı, zulüm ve tehditler alkışlanıyordu. Haksız yere hapse tıkılmış ve yıllardır halkın sevgisini saygısını kazanmış olup da zulüm görenlere “Beter olsunlar” deniyordu. Ve daha neler neler söyleniyordu.

O şiire gelelim. Çoğu kez o şiir Ömer Hayyam’ın şiiri sanılır, ona atfedilir. Sosyal medyanın yaydığı yanlışlardan biri. Sonra Ömer Hayyam’ın değil Yusuf Şahin Ceritli’nin şiiri olduğu açıklandı.

İlk dörtlük şöyledir:

“Celladına âşık olmuşsa bir millet

İster ezan, ister çan dinlet

İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet

Müstehaktır ona her türlü zillet."

"Dünya üç beş bilgisizin elinde/ Sanırlar ki tüm ilim kendilerinde” diye devam eden dörtlüklerden sonra şu dörtlükle sona erer:

“Her gün biri çıkar, başlar ben, ben demeye 

Altınlarıyla gümüşleriyle övünmeye 

Tam işleri dilediği düzene sokar

Ecel çıkıverir pusudan: Benim, ben diye.”

Şiiri sever ya da sevmezsiniz bilemem. Bana soracak olursanız: Milletlerin kaderi, celladına duyduğu aşk değil, kendi özgürlüğüne, bağımsızlığına ve adalete duyduğu hasretle yazılır.

İlgili Konular: #kültür sanat

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025