Roman gibi

Roman gibi

11.12.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Image

Sabiha, Zekeriya ve Yıldız Sertel.

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir. Onlar bizim ilk yüksek eğitimli gazetecilerimiz. Onlar bizim ilk sosyalist, komünist, ilerici, demokrat, savaş karşıtı aydınlarımız. Onlar kendilerinden sonraki birçokları gibi, sırf muhalif oldukları için, sırf biat etmedikleri için, devlet ve iktidar eliyle en büyük zulmü yaşamış olanlardan...

Daha önce her ikisinin de kendi yazdıkları otobiyografik eserlerini, kızları Yıldız Sertel’in yazdıklarını, Korhan Atay’ın “Serteller” kitabını okumuştum. Ancak Sabiha Sertel’in “Görüyoruz Duyuyoruz” (Metis Yayınları) kitabını okuyunca kalbimden vurulmuşa döndüm. Tuncay Birkan’ın yayıma hazırladığı ve 1929-1945 arasında Sabiha Sertel’in yazdığı binlerce yazı arasından seçip bir araya getirdiği o yazılar, o döneme göre nasıl da sahiciydi, gerçek sorunları irdeliyor, örgütlülüğü, farklılığı, eşitliği savunuyor, devletten hesap soruyordu. Kalemi güçlüydü. Ve nasıl da günceldi! O yazıları okuduğum günden beri, onlar hakkında hazırlanmakta olan belgeseli sabırsızlıkla bekler oldum.

YAŞAMÖYKÜSÜNDEN ÖTE

Adını, Sabiha Sertel’in kitabından alan “Roman Gibi” belgeseli, bu yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, en iyi belgesel ödülünü kazandı. Geçen hafta da ilk kez İstanbul’da gösterildi.

Bu belgesel Sabiha Sertel’in ikinci kuşak yeğeni Nur Deriş’in girişimiyle, anlatıcılığıyla, Tayfun Belet’in yönetmenliğinde gerçekleşti (senaryo, kurgu, görüntü yönetmenliği de Tayfun Belet’in, etkileyici müzik de Ömer Oral’ın). Belgesel önemli isimlerin açıklamalarıyla, görüşleriyle ilerliyor.

Sabiha Sertel’in varlığı, ölümünden sonra ailesi tarafından bir sır gibi saklanmış. Nedeni, biraz da kimse onu örnek almasın da başına bu işler açılmasın kaygısı. Yeğeni Nur Deriş, (Bizler onu Celal Üster’le birlikte Komünist Manifesto’nun Türkçe çevirmeni olarak tanıyorduk) “Roman Gibi” kitabı sayesinde Sabiha’nın hikâyesiyle tanışmış. Üstelik dedesinin kız kardeşi olduğunu bilmeden.

Nur Deriş’in kendi aile köklerine doğru çıktığı kişisel yolculuğu, bir kuşağın ve inkâr edilmiş bir dönemin izini süren hazin bir bellek yolculuğu aynı zamanda. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken yaşanan “çocukluk hastalıklarının” yüzümüze vurulması...

Belgeselde yolları Selanik’te kesişen Sabiha ve Zekeriya Sertel’in aşkları, evlilikleri, Türkiye’ye gelişleri, düşünce ve duygu dünyaları, amansız mücadeleleri, dergi ve gazeteler çıkarmaları, yargılanmaları; Resimli Ay, Cumhuriyet, Tan gazetelerinin dönemin tüm ilerici yazarlarına yer açmaları... Alman faşizmine, yerli Nazi işbirlikçilerine, savaş yanlılarına direniş... Ve Tan baskını var.

4 Aralık 1945’te, devletin “Vatan elden gidiyor”, “Kızıllara ölüm” fermanıyla birlikte gençleri galeyana getirmesi ve on binlerin vandalizmiyle gerçekleşen Tan gazetesi baskını, yıkımı... Sonrası yargılanma, hapis, sürgün, hiç bitmeyen acı.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KADERİ

“Roman Gibi” belgeselinin en etkileyici yanı sadece duyarlığı, çığlığı bile sessizce atması değil. Filmi izlerken her an bugünü düşündürmesi.

Bugün de biat etmeyenlere, muhalif olanlara, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunanlara karşı sürdürülen baskı, şiddet, tehdit belki yöntem değiştirdi ama işin özü hiç değişmedi.

Dönemin en gelişmiş Tan gazetesini yakıp yıkan, tüm makinelerini söküp kıran, sokaklara fırlatan, tüm depolarını yağmalayan güruhlar yok belki ama özel sektörün, aman iktidarı kızdırmayalım, diye korkudan kimi yayın organlarına ilan vermemesi var. Gazetesini satmak zorunda kalanlar var. “Gazeteyi biat etmeyenden alıp biat edene vermek” var. Olmadı kayyum atamak var. Olmadı yayın organının içini boşaltmak var, çalışanlarını kovmak var.

O günlerde Hüseyin Cahit Yalçın, Tanin gazetesinde “Kalkın Ey Ehli Vatan” yazısıyla Tan’a saldırı fişeğini ateşlemişti. Şimdi de tıpkı o günlerdeki gibi yandaş, işbirlikçi, muhbir “gazeteciler”; hedef gösteren bakanlarımız, yöneticilerimiz, maşallah trol ordularımız var.

Tan’ın yok edilmesinden sonra yargılanma, hapis dedim. Yanlış anlaşılmasın yıkıp kıranlar, yok edenler, kışkırtanlar değil, üretenler, düşünenler, Sabiha ve Zekeriya Sertel yargılandı, hapsedildi, cezalandırıldı. Yapanlara hiçbir şey olmadı. Olay, yok sayıldı. Tıpkı bugünkü gibi. Sertellerinki ne ilkti ne de son.

Bir hatırlatma: Bu yazıyı yazdığım gün (dün) dünyada insan hakları günüydü.

2. hatırlatma: Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 159. sıradayız.

3. hatırlatma: Belgesel şimdilik sadece festivallerde ve özel gösterilerde yer alıyor ama bir süre sonra belli platformlarda izlenebilecek. Sakın kaçırmayın.

Yazarın Son Yazıları

Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025
‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

İstanbul dolu dizgin.

Devamını Oku
21.09.2025
Nice yıllara Hrant Dink

15 Eylül, arkadaşımız, yoldaşımız, omuzdaşımız, ülkemin en aydın, en dürüst, en yararlı, en barışçı insanlarından Hrant Dink’in yaş günüydü.

Devamını Oku
18.09.2025
Düşme var düşüş var

Bundan önceki yazım şöyle bitiyordu: “Yeryüzü muhteşemdi. Türkiye’nin asla uygarlıktan, yaratıcılıktan, aydınlıktan ve gelecekten vazgeçmeyeceğine dair umutlarımız tazeleniyordu.”

Devamını Oku
07.09.2025
Büyülü aydınlık bir gece

Elbe Nehri’nin kıyısında görkemli mi görkemli o yapı bir mucize gibi yükseliyor.

Devamını Oku
04.09.2025