Dün-bugün-yarın

23 Haziran 2019 Pazar

Başlığa bakıp dün için “ah vah” edeceğimi; bugün “tekrarlanan seçimden” söz edeceğimi; yarına ilişkin de size umut falan aşılayacağım sanmayın...
Hayır, hayır. Benim “Dün-bugün-yarın” dediğim, bu üçü arasında muhteşem ve eşsiz köprüler kuran İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı 47. İstanbul Müzik Festivali...
Bundan 10 gün kadar önceydi. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nin açılışında, Tekfen Filarmoni Orkestrası’nın konserinden önce, yılların usta sanatçısı, şef Rengim Gökmen, İKSV Başkanı Bülent Eczacıbaşı’ndan bu yılın Onur Ödülü’nü alıyordu.

Bir kuşaktan ötekine
Yıllardır Rengim Gökmen’i yakından izliyorum. Onun sayısız girişimlerinin, başarılarının tanığıyım. Tarihi mekân Aspendos’u eşsiz bir festivalle kültür yaşamımıza katışını, Bodrum Opera Bale Festivali’ni yoktan var edişini ve daha nice girişimini unutmama imkân yok. Sanatçılığıyla yöneticiliğini; özveriyle alçak gönüllülüğü buluşturması her zaman dikkatimi çekti.
Açılıştaki o kısacık törende yaptığı konuşma her şeyden önce kendinden öncekilere bir saygı duruşuydu. Hocalarından Adnan Saygun’dan başlayarak, her birini tek tek anması; İKSV’nin ve festivalin kurucularını Nejat Eczacıbaşı ve Aydın Gün’ü yüceltmesi benim için vefa duygusundan öte bir anlam taşıyordu.
Bugün sayıları hızla çoğalan ve birbirleriyle yarışmakta olan birçok orkestranın çekirdeğinin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası olduğunu söylerken, devlet desteğinin gerekliliğini vurgularken, dünden aldığımız mirasın geleceğe çoğalarak aktarılmasına işaret ediyordu.

Bayrak elden ele
Rengim Gökmen’in bıraktığı yerden çok genç bir sanatçı devam etti konuşmaya. Aydın Gün Teşvik Ödülü’nü kazanan 22 yaşındaki piyanist Can Çakmur... Şu son aylarda uluslararası arenada çeşitli başarılar kazanan Can Çakmur, ödülünü alırken, önce şu son yılın onun için çok özel ve çok değerli olduğunu belirtti. Sonra “Yol göstericiliğini, ilhamını hissettiğim, beni daha güzel bir dünyanın varlığına inandıran çok insan vardı” dedi. Özellikle altını çizdikleri ise İKSV ve “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler”di.
Birkaç akşam sonra Süreya Operası’nda Ufuk ve Bahar Dördüncü kardeşlerden yine çok genç bir bestecimizin Zeynep Gedizlioğlu’nun “Şimdi” eserinin dünya prömiyeri vardı. Müthiş gerilimli, içinde yaşadığımız kaosa gönderme yapan, çağdaş müziğin sınırlarını zorlayan, çelişkiler, kapışmalar arasında gidip gelen eseri dinlerken, içimden bu bir bayrak yarışı diyordum. Kuşaktan kuşağa geçen...
Festivalin bu yılki teması “Var olmanın karanlığı... Var olmanın aydınlığı”... Evet tıpkı bir bayrak yarışı gibi, genç kuşaklara karanlığı değil aydınlığı geçireceğimiz günlerin özlemi içindeyiz...

İzmir Festivali’nde Leyla Gencer
İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın Uluslararası İzmir Festivali bu yıl 33 yaşında. Gülsin Onay’ın “Chopin Akşamı”yla açıldı ve o da tıpkı İstanbul Festivali gibi Şanghay Filarmoni Orkestrası ve Fazıl Say konseriyle 1 Temmuz’da sona erecek.
Başlangıçla bitiş arasında, geçen hafta içinde bir akşam, yönetmenliğini Selçuk Metin’in yaptığı metinlerini benim yazdığım Leyla Gencer Belgeseli gösterildi.
Selçuk Metin’le birlikte katıldık, gösterim öncesi kısa birer konuşma yaptık, gösterimden sonra da izleyicilerin sorularını yanıtladık.
Çocukluğumda, Elhamra Sineması olan o tarihi bina şimdi Elhamra Operası’ydı. Hem salon, hem balkon doluydu. Ve gençler, bu film neden bütün kentlerimizde, bütün konservatuvarlarda gösterilmez diye adeta hesap soruyordu.
Dayanamayıp içlerinden birine “Neden her yerde gösterilsin istiyorsun ki” diye sordum (Elbet sahneden indikten sonraydı...)
Ne yanıt verdi biliyor musunuz: “Aydınlık, karanlığı yensin diye!”
Gece ne denli karanlık olsa da, sabah mutlak güneş doğar yavrum.