Bregenz Festivali’nde güncel bir Don Kişot: Şövalye ya da Süpermen

Bregenz Festivali’nde güncel bir Don Kişot: Şövalye ya da Süpermen

28.07.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Operada Don Kişot, elindeki tuvalet fırçasıyla pervaneye saldırıyor (aşağıda) ve Sanço Panço ile birlikte yankesici gençlerden dayak yiyorlar (sağda).

 

Bregenz müzik ve opera festivalinde yaratıcılıkta sınır yoktu. Geçen pazar paylaştığım göl üzerindeki hiperaktif “Rigoletto” şöleninden sonra, kapalı mekândaki “Don Kişot” operası, insana huzur veren, şiiri, duyarlığı, narinliği, derinliği, vakit ayıramadığımız “ince şeyleri” yücelten muhteşem bir prodüksiyondu.
Jules Massenet’nin bestesi, Cervantes’in eserinden yola çıkarak, Jean Le Lorraine’in yazdığı somut ve yalın oyun üzerine kurulu. Dulcinea, peşinde tüm erkekleri sürükleyen, ayakları yere basan, güzel bir kadın. Ona âşık olanlardan, sadece biridir Don Kişot. Eğer, Dulcinea’nın çalınan kolyesini bulur getirirse, aşkını ispat etmiş olacaktır...

Feminist dokunuşlar
Ben yeni keşfettim; ama bundan böyle, yaptığı her işin peşine düşeceğim genç bir kadın yönetmen tanıdım: Mariame Clément. 1974 doğumlu Fransız vatandaşı. Kendisiyle tanışıp Türk olduğumu söylediğimde gülüyor “komşu sayılırız, annem İranlı” diyor... 2004’ten beri Avrupa merkezlerinde (Londra, Berlin, Bern, Viyana, Glyndebourne, Paris) opera sahneye koyuyor. Ve her birine feminist açıdan, toplumsal cinsiyet eşitliğinden bakıyor.
Bir röportajında “Tarih boyunca operayı besteleyenler, yazanlar, yönetenler hep erkek, onun için mi tüm kadın kahramanlar cani, katil, deli, ahlaksız, hırslı ve kötü insanlar” diye sormaktan geri kalmıyor...
Bu kez erkekliği, maçoluğu ve aşkı sorguluyor Mariame Clement. Hem de anlatıyı günümüze ve dört ayrı mekâna taşıyarak: Tiyatroya, ev içine, sokağa ve işyerine.

Erkekliğin sorgulanması
Klasik tiyatroda kırmızı kadife perde önünde beyaz perde. Önce bir jilet, tıraş bıçağı reklamı... Ayrımcı “maço” bir reklam. Seyircinin biri itiraz ediyor reklama, salonda kavga çıkıyor, yuhalayanlar... Salonda Don Kişot belirip (bildiğimiz görüntüsüyle) itiraz edeni yatıştırıyor. Onu sahnedeki koltuklara oturtup seyretmeye başlıyorlar.
Bildiğimiz klasik giysiler ve dekorda Don Kişot başlıyor... Derken 2. perdede modern bir apartmanın banyosundayız. Genç, uzun boylu delikanlı Don Kişot tıraş olurken, Sanço Panço (60’ların hippi görünümlü arkadaşı) bilgisayardan ona kız tavlama önerileri sunuyor... Delikanlı Don Kişot havalandırma pervanesinden tedirgin oluyor... Ve pervane büyüyor, büyüyor tüm sahneyi kaplıyor. Ve Don Kişot elinde klozet fırçası pervaneye saldırıyor. (Panik atak geçiren; delicesine âşık her gencin başına gelebilir.)
3. perdede kentin varoşlarında serserilerin barındığı köprü altındayız. Günümüz genci elbet şövalye değil, Süpermen ya da Örümcek Adam kılığıyla kahramanlık yapacak. Don Kişot ve Sanço Panço yankesici gençlerden dayak yiyorlar ama kolyeyi almayı da başarıyorlar.
4. perdede bir ofisteyiz. Herkes bilgisayar başında. Müdür, Dulcinea... Herkes ona hizmet yarışında... Çalışanların en yaşlısı Don Kişot’un Dulcinea’ya evlilik teklifi ve reddedilişi herkesin alay konusudur. Bir yakınlık anı, toplum baskısına heba edilir.
5. son perdede artık iyice yaşlanan Don Kişot, ölmek üzere sahnenin derinliklerinde ormana çekildiğinde, Dulcinea sahneden salona, salondan dış kapılara yönelir... Aşk zamanının geçtiğini söyleyen sesi ta dışarıdan Don Kişot’a ulaşır.

Sonsuz şiirsellik
Sahnenin üstündeki, iç içe geçmiş sahnelerin perdeleri tek tek kapanırken biz de yaşamın, dişiliğin, erkekliğin, aşkın hırpalanmasını düşündük.
Eserin orijinalinden tek sözcük değiştirmeden sonsuz şiirsel, çağdaş bir öykü çıkmıştı karşımıza. Tüm önermeler sahiciydi. Don Kişot’un aşk acısına inandık. “Erkekler ağlamaz” saçmalığına öfkelendik. Dulcinea’nın kendini koruma güdüsüne inandık. Sanço Panço’nun dostluğunu, sadakatini kıskandık. Ve modern yaşamda aşkların nasıl heba olduğunu gördük!
Bütün bunları gerçekleştiren Şef Daniel Cohen yönetimindeki Viyana Senfoni Orkestrası; yıllardır birlikte çalışan yönetmen Clement ve tasarımcısı Julia Hansen; muhteşem bir basbariton Gabor Bretz (Don Kişot); olağanüstü duyarlı Rus mezzosoprano Anna Goryachova (Dulcinea) ve usta bariton David Stout (Sanço Panço) idi.

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025