Ümmet yok, millet var devlet var

26 Ağustos 2021 Perşembe

AKP liderliğine egemen olan görüş, İslam dünyasının tek ve bir ümmet olduğu yanılgısıdır. Dayanağı da yurttaşları ağırlıklı olarak Müslüman olanların tek ve ortak bir peygamberi olduğudur. 

Cumhurbaşkanı da şüphesiz ki bu görüştedir; bu partide ve sıkı yandaşlarında İslam dünyasının bir halife ile temsil edilmesi gerekir. Biliyorsunuz, son halife kimliği Osmanlı sultanlığındaydı ve Atatürk bunu ortadan kaldırdı. AKP’de, belki de liderlikçe de desteklenen görüş, eğer bir halife olsaydı, İslam dünyası bir ve tek olacaktı. Çünkü halife, İslam ümmetinin temsilcisi ve birleştirici, sözüne inanır olacaktı... 

Buradan bir çıkarsama yaparsak, İslam dünyasının parçalanmışlığını halife yokluğuna dayandıranlar vardır. Belki de bu nedenledir ki geçen yıllarda RTE’yi İslam dünyasının liderliğine soyundurdular. Bağnaz siyasi dinci çevrelerde, RTE’ye halifelik cüppesi de yakıştırılıp duruyor biliyorsunuz. Birçoğunun gözünde RTE aynı zamanda halifedir de!!!

Olmayan duaya amin demekte ustalar...

Dün, RTE İslamcı gençlik toplantısına gönderdiği video mesajda, yine bir ümmet olduğumuzu söylerken “Emperyalizm bizleri parçaladı; bilime kültüre, spora önem vermemiz gerekir” dedi.

İlk kısım gerçeklerden uzak, ikinci kısım doğru.

ÜMMET Mİ VAR?

Dinin şüphesiz birleştirici ve tüm ülkelerde ortak yönü var.

Evrensel ortak kültürel bağlar yaratır.

Hıristiyanlığın da Budizmin de vb. öyle..

Fakat ümmet, zamanını doldurmuş bir kavram. Kavimler zamanına ait. Halifeliğin Osmanlı’da olduğu imparatorluk döneminde bile “ümmetlik” birleştirici olmadı ve “ümmet içinde” birbirini yemeler, savaşlar, ortadan kaldırmalar, kan dökmeler zerre eksilmedi. Belki de arttı: Din savaşları, halifelik savaşları, insanlar arası savaşları yeni bir döneme taşıdı!

Dinler, ortak kültürel değere rağmen, her ülkenin coğrafi, etnik, dilsel, kültürel, hatta siyasal yapısına göre biçim değiştirmiştir ve farklı özelliklere bürünmüştür.

ULUSUN VAROLUŞ ÖYKÜSÜ

Her din, ülkelerin kendine özgüdür. Mesele beş vakit, üç vakit namaz kılmak ve oruç tutmakla ilgili değildir.

Millet - ulus çağında, ümmet birliğinden bahsetmek komiktir, tarih, değişim, gelişim bilmemektir.

Ulusu esas belirleyen, din bileşeni dışında ve daha önemlisi, kendi varoluş öyküsüdür.

Kendi varoluş tarihidir, kendi dilidir, ortak etnik varoluş öyküsüdür, kendi alışkanlıkları, kendine özgü kültürel yapısıdır. Din bu yapının bir bileşenidir ve pek çok ülkede zayıflayan bir bileşen olmaktadır.

Bu, dini, politik dini esas unsur olarak alan yöneticilerin, anlamak istemedikleri dünyanın gerçeğidir.

SURİYE VE ÜMMET

Bu gerçeğe yabancı oldukları için bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’na ait toprakları ve oradaki kavimleri yine kendilerinin veya Türkiye’nin bir bileşeni, tarihsel parçası olarak gördüler ve bu anlayışları sürüyor. Özellikle Suriye’de. Bu fikrin mimarı da zamanında RTE ile birlikte yol alan ve Suriye politikalarının ortak hazırlayıcısı Ahmet Davutoğlu oldu. Davutoğlu’nun bu politikasını “Ulus Yıkıcılığı Zamanları” kitabımda çağdaş dünyanın olguları açısından eleştirmiştim.

Oysa Suriye topraklarında yaşayanların birlik ve ulus öyküsü farklıydı, Osmanlı parçalanınca, Osmanlı ile olan öyküsü de bitti.

Önümdeki habere bakıyorum: Cezayir, Fas ile diplomatik ilişkilerini kesti. Cezayir Dışişleri Bakanı diyor ki: “Tarih Fas’ın Cezayir’e yönelik düşmanca tavırlarını kanıtlamıştır..” (ayrıntısı: www.aa.com.tr/tr/dunya/cezayir-fas-ile-diplomatik-iliskilerini-kesti/2345034)

Bu örneğe gerek yok aslında, tüm İslam ülkeleri birbiriyle şu veya bu şekilde çelişkili. 

TALKIN VE SALKIM

Gelelim Cumhurbaş-kanı’nın doğru sözüne: Evet, İslam ülkeleri bilime çok çok önem vermelidir, uygarlığı yakalamaları mümkün değil yoksa. Fakat Cumhurbaşkanı bunları mesajında söylerken Türkiye’de bilime, liyakate önem vermek zorunluluğunu neden atlıyor?

Neden Boğaziçi Üniversitesi’ne, kendi rektörünü atamakta ısrar ediyor ve üniversitenin gelişimini, çalışmalarını önleyici bir etken rolü onuyor?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Covid cinayetleri! 16 Eylül 2021