Düşen dava... Savrulan hukuk

Düşen dava... Savrulan hukuk

16.09.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Önceki gün Sivas katliamı davasını izlemek üzere duruşma salonundaydım. İster istemez her davaya gidişimde gözümün önünden film gibi yaşadıklarımız geçiyor. Ankara DGM’de başlayan ilk duruşmada on altı yaşındaydım. Otuz yıl sonra hayatın sunduğu sevinç ve gözyaşıyla, mutluluk ve kederle iç içe geçmiş bir inci tanesi gibi sıralı günleri anımsamak hem yorgunluk hem de tarifi imkânsız direnç yaratıyor. Sanıkların mahkeme heyetine bozuk para attığı zamanlar belleklerden siliniyor. “Şeriat isteriz” çığlıkları bile unutuluyor bir zaman sonra... “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” naraları sararmış mahkeme dosyalarında kalıyor. Yurtdışından getirtilemeyen sanıkların varlığı, kırmızı bültenle arananların ehliyet alması, nikâh kıyması bile sıradanlaşıyor konuşa konuşa... Toplumsal hafızasızlık, demir bir kapı gibi duruyor karşınızda. Ama siz unutmuyorsunuz, unutamıyorsunuz. 

***

Sessiz sedasız arka sıralardan üç saat süren davayı izlerken aslında son duruşmamız olduğunu biliyordum. Sivas katliamı davasının da başkaca siyasi cinayetlerin davasında olduğu gibi “zamanaşımı” sözcüğüne takılıp kalacağını, adaletin sağlanamayacağını, mezar taşlarımızın da süreç içinde ıssızlığa gömüleceğinin ayrımındaydım. Karar açıklanınca malumun ilanını bir kere daha dinliyorsunuz, hızlı çabuk adımlarla oradan bir an önce uzaklaşmak istiyorsunuz, gözyaşlarınızı kendinize saklamaya çalışıyorsunuz. Sanki uzun zamandır beklediğiniz komadaki bir hasta yakınınızın ölüm haberini alıyorsunuz. Yine de kaybınızın ağırlığı altında eziliyorsunuz. 

***

Dino Buzzati’nin “Tatar Çölü” romanında, askeri okuldan yeni mezun teğmen Giovanni Drogo’nun eylül sabahı ilk görev yeri olan Kuzey Krallığı’nın sınırındaki Bastiani Kalesi’ne gidişi anlatılır. Drago’nun yaşamı, yaklaşık otuz yıl kalede kaldıktan sonra eve dönüş yolunda, bir han odasında son bulur. Aslında kaleye dört aylığına gelmiştir. Bir yanda dik kayalıklarla dağların, diğer yanda Kuzey Krallığı’na ait uçsuz bucaksız Tatar Çölü’nün yanı başında otuz yıl boyunca kuzeyden gelen düşmanı bekler. Benim de adaletin tecelli etmesini bekleyişim, Drago’nunki gibi uçsuz bucaksız bir hiçlik karşısında kocaman bir boşluğa dönüştü. Çünkü Sivas’a imza günü yapmak için giden, şiir konuşmak, şiir söyleşmekten başka bir muradı olmayan, bir doktor aydının kızı olarak yanıtını alamadığım soruları sormaktan başka çarem de yoktu: “Sizin babanız imza günü için bir başka kente gitse ve otel dolusu arkadaşıyla yakılsa, otuz yıl sonra zamanaşımı kararı verilse ne yapardınız?” 

***

Çok uzun yıllardır Türkiye’nin okuyan, anlayan insanlarının vicdanında kanayan bir yara: Failleri meçhul bırakılan siyasi cinayetler. Aileler eli erdiğince yakınını unutturmamaya çalışsa da bireysel çaba ve etkinliklerin geniş kitlelere ulaşamadığı bir gerçek. Gerçekleştirilen anmaların da çoğu zaman, alışılageldik bir formaliteyi yerine getirmenin ötesine geçmediği rahatlıkla gözlemlenebilir. Süreçte ailelerin çoğunlukla sonuçsuz bir hukuk mücadelesiyle karşılaştığını ve alanlarının daraldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Böylesine acı deneyimlerden gelen ortaklığı yaşayanların ise bir araya gelip birbirlerinin yaralarını sardığını, dahası yine birbirlerinin yürüyen hukuk mücadelesine manevi destek olduğunu vurgulamak ise şaşırtıcı olmaz. Ne acı ki adaletin sağlandığı ülkelerde ne faili meçhul cinayetler olur ne de aileler kendilerinin ve toplumun yarasını sarmak için sürekli bedel ödemek durumunda kalır! Ancak bu noktada adalet gerçekten de kilit bir sözcük halini alır. Çünkü aslında “zamanaşımı” kararı siyasi cinayetlerde cezasızlığı meşrulaştıran bir olgu. Ne yazık ki cezasızlığın olduğu yerde yeni cinayetler ve katliamlar yaşanır. Ülkede belli bir kesim güvensizliğin içine hapsolur. Böyle bir Türkiye ise karanlığa gömülür. 

***

Hayatı iliklerine kadar yaşamak, aşkla, sevdayla, tutkuyla, arzuyla harmanlamak kolay değil. Bizim gibi ülkelerde ise yaşamak ve insanca değerleri savunmak ise bedel ödemekten geçiyor. Yine de hayal ettiğimiz Türkiye’yi yaratmak, öncelikli olarak siyasi cinayetlerden ülkemizi arındırmak, adalet sözcüğünün yıpranmasına engel olmak zorundayız. Çünkü şiirler kulağımıza aydınlık geleceği fısıldıyor: “Bilirim yarın diye bir şey var/ çeliğin su katılmamış yanı/ ırmakların geçilecek, fırtınaların dinecek/ bir yanı var ömrümüzün/ belki birgün gülecek.” (Behçet Aysan) 

Yazarın Son Yazıları

Adana’da Ahmet Erhan...

Dün Adana’da Tüyap kitap fuarında Cumhuriyet Yayınları’nın düzenlediği bir söyleşi ile Ahmet Erhan’ı andık.

Devamını Oku
17.01.2026
Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025
İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

Devamını Oku
12.04.2025
‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

Devamını Oku
05.04.2025