Yüksel Pazarkaya

Yasayla Tarih Yazmak

09 Ocak 2012 Pazartesi

Türkiye’nin, “tarihi tarihçilere bırakalım” savı destek buluyor ve bu destek Avrupa’da gittikçe yayılıyor. Ancak, bu destekten yararlanmak için tarihle yüzleşmekten önce, bugünle yüzleşmemiz gerekli.

Diyalektiğin kuralıdır, her tersin bir yüzü, her yaramazın bir yararı vardır. Fransa parlamentosunun ifadeyi ve tartışmayı yasaklama kararı da, bizim yıllardan beri elde edemediğimiz iyi bir sonucu doğuruyor. Yalnız Fransız tarihçiler ve aydınlar tepki göstermekle kalmadılar. Başka ülkelerde de Fransa parlamentosunun kararı irdelenmeye başladı. Almanya’nın saygın günlük gazetelerinden Süddeutsche Zeitung’da bu yakınlarda Joseph Hanimann imzasıyla önemli bir makale yayımlandı. “Gözlem Altında Tutmak ve Cezalandırmak” başlıklı makalesinde yazar, tarih tartışmaları yasayla düzenlenebilir mi sorusunu irdeliyor.

Devlet karar verebilir mi?

“Fransa son yirmi yıldır bir sanal acı çekiyor” diyen yazar, soykırımları yadsımayı cezalandıran son yasanın Fransa’da tarihçiler tartışmasına yol açtığına dikkat çekiyor. 1990 yılında çıkarılan ‘Gayssot’ yasası aslında Nürnberg Mahkemesi kararlarıyla kesinleşen “Holokost – Yahudi soykırımı” yadsıyıcılarının cezalandırılmalarını öngörüyor. “Tarihçiler, aydınlar, filozoflar daha o zaman çekincelerini dile getirdiler: Bir tarih tartışmasında neyin söylenip neyin söylenemeyeceğine karar vermek devletin işi değildir.”

Bu yasadan üç yıl sonra tartışmanın öngörülen çerçeve dışına taştığını anımsatıyor yazar. Amerikalı tarihçi Bernard Lewis, bir Fransız gazetesinde kendisiyle yapılan söyleşide, “Ermeni soykırımı, tarihin yalnızca Ermeniler tarafından görülen şeklidir; kavramın tutarlılığı kanıtlanmamıştır” deyince, hakkında dava açılmış ve Paris mahkemesi Bernard Lewis’i, özensiz ifade kullanmaktan dolayı simgesel olarak bir Frank tazminat cezasına çarptırmıştı. Ama mahkemenin kararında aynı zamanda şu açıklama yer aldı: “Mahkeme heyeti, tarihsel gerçekler ya da yanlışlar hakkında karar vermek yetkisine sahip değildir.” Bu bile tarihçilerdeki tedirginliği yatıştırmamış, “bilimsel kusurlar mahkeme kararlarıyla değil, somut gerekçelerle düzeltilmelidir” görüşünü dile getirmişlerdir.

Kurbanlar malzeme olmasın

Makale yazarı daha sonra, Ermenilerin soykırım savına kuşkuyla bakan bir başka tarihçi olan Gilles Veinstein’ın Collège de France üyesi yapılmasının da tartışmalara ve protestolara yol açtığını anımsatıyor. Bazı protestocuların, kapsamlı bir yasayla “soykırımları yadsımayı” cezalandırma önerileri, tarihçiler arasında yeni bir tartışma başlattı. Joseph Hanimann makalesine şöyle devam ediyor:

“Gayssot yasası bile, Roger Garaudy’nin savları gibi bilimsel açıdan saçmalıkların yayılmasını sağlayarak ters etki yarattı, diye yazdı Pierre Vidal-Naquet. Emanuel Le Roy Ladurie de şu görüşü ekledi: Amerikan Kızılderililerinden Vendée karşıdevrimcilerine kadar her kurban topluluk, tarih araştırmalarına kendi görüşleri doğrultusunda sınır getirmek isterse, bunun sonu nereye varır?”

2011 yılında Fransa’nın geldiği noktanın bu olduğunu belirten yazar, 2001 Ocak ayında “Ermeni soykırımı”nın meclis tarafından tanındığını, beş yıl sonra çıkarılmak istenen yadsımayı cezalandırma yasasının başkan Chirac tarafından engellendiğini anımsatıyor ve yarım milyon Ermeni kökenli seçmenin oylarına göz diken Sarkozy’nin konuyu yeniden gündeme aldığını vurguluyor. Böylece, Suriye konusunda Türkiye ile ince bir diplomatik işbirliğine giren Dışişleri Bakanı Alain Juppé’nin de yolunu kesiyor. Yazarın sonuç tümcesi:

“Tarihçiler konuya ilişkin söylenmesi gerekeni söylediler ve araştırmalarını sürdürüyorlar. Politikacılar ama günün birinde sanal acı hafifleyinceye kadar bildiklerini okuyarak bir zamanların kurbanlarını bugün taktik olarak kullanılan tarih malzemesine dönüştürüyorlar.”

Bugünle yüzleşmeli

Böylece Türkiye’nin, “tarihi tarihçilere bırakalım” savı destek buluyor ve bu destek Avrupa’da gittikçe yayılıyor. Ancak, bu destekten yararlanmak için tarihle yüzleşmekten önce, bugünle yüzleşmemiz gerekli. Yoksa, destek bulmamız söz konusu değil. Vazgeçilmez insan hakları karşısında tavrımız ne? Bilime, sanata, aydına, hukuka müdahale ediyor muyuz? Bilim insanını, sanatçıyı, yazarı, hak isteyen öğrenciyi, uygarlık ve çağdaşlık diyen muhalifi, teröristlikle suçluyor muyuz? Eylem olmadan suç olmayacağı ilkesine karşın terörle suçlamaya düşünceden başlıyor muyuz? Özel yetkili mahkemeler demokrasi ve özgürlüklerle bağdaşıyor mu? Bunlarla sorgulamalıyız kendimizi. Alacağımız yanıt az ya da çok evetse, başka bilim insanlarından, sanatçı ve aydınlardan, özgürlükçü politkacılardan destek bekleyebilir miyiz? Bugün aynaya bakmayan, dünün aynasına hiç bakamaz.


Yazarın Son Yazıları

Kaygan Mantık 7 Şubat 2014
Yargı ve Demokrasi 30 Ocak 2014
Din Kisvesi 29 Aralık 2013
Dershane ve PISA 13 Aralık 2013
Rommel’in Ardından... 17 Kasım 2013
Bir Zihniyetin Yargısı 11 Ağustos 2013
Aziz Nesin'i İhbar... 7 Temmuz 2013
Konuşma Sanatı 26 Haziran 2013
Çöp Ye! 17 Eylül 2012