Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Bütün bunlara karşın, yine de güzelliklerden, insanın yaratıcı gücünden, yaratıcılığın sonsuzluğundan, önümüzde açabildiği ufuklardan söz etmek, inanın günümüzde cesaret istiyor. İnatla bu cesaretin peşinde koşmaktan vazgeçmiyorum.
Geçen haftanın sahnelere yansıyan en müthiş olaylarından biri de Belçika’dan gelen “Peeping Tom” adlı topluluğun sunduğu dans tiyatrosuydu. Topluluğun adı İngilizce bizim argo deyişle “röntgenci” anlamını taşıyor. Hayatta herkesin biraz “röntgenci” olduğunu vurgulayan bir seçim. Topluluk Zorlu PSM’de iki akşam tıka basa dolu salonda iki temsil verdi. Ben o günden beri hâlâ etkisindeyim.

BU GEMİ DÜNYAMIZ
Topluluğun çeyrek asırlık geçmişi var. Daha önce NDTHollanda Dans Tiyatrosu için çalışan Gabriela Carrizo ve Frank Chartier tarafından Belçika’da kurulmuş. Zaten burada sundukları, daha önce dünyayı dolaşan “Kayıp Kapı”, “Kayıp Oda” ve “Gizli Kat” adlı “Üçleme”-“Triptych” de onların eserleri. “Triptych”, adının da çağrıştırdığı gibi, üç perdelik çok katmanlı bir yolculuk.
Bir gemideyiz. Bu gemi, kaos içindeki dünyamızın bir metaforudur. Daha ilk andan gerçeküstü bir dünyada, düşlerle gerçekler arasında bir labirentteyiz.
Gemi gidiyor, çok geçmeden biz de kendimizi o gemide buluyoruz. Sahnede on oyuncu, dansçı, akrobat var. Canlı ses, (kâh bir iki sözcük kâh bir iç çekiş) canlı müzik ve sessizlik var. En çok sinematografik ışık var. Sahne üstündeki insan kadar sahne gerisinde de müthiş bir teknik ekip olduğundan kuşkum yok.
O gemiye bindik ya rüzgârı, fırtınayı, yağmuru, dev dalgaları ya da sakin suları, hepsini tenimizde hissediyoruz. Sahnede karda donan oda hizmetçisiyle üşüyoruz. O güzel kadınla o erkeğe âşık oluyoruz. Öteki erkeğin şiddetine öfkelenip isyan ediyoruz. Ölüyoruz, öldürüyoruz. Kâh kapana kısılmış hissediyoruz kendimizi kâh bulutların üzerinde uçuyoruz.
En çok geminin bir o yana bir bu yana yatmasında, adeta biz de (tüm dansçılar gibi) bir iskele, bir sancak savruluyoruz. (İnanılır gibi değildi.)
Özetle “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete”.
ZAMAN VE MEKÂN ÖTESİ
Şimdi bu yukarıdaki “haleti ruhiyemi” daha anlaşılır biçimde anlatmaya çalışayım:
O sahnede perde yok. Dansbaleye ilişkin tüm kuralları unutun. Öykü yok, anlatı yok, mantık da yok. Sadece sahnede gördüğümüz olağanüstü yetenekli, sanki lastik bedenleri olan dansçılar... Hepsi yeryüzü akrobatlarına taş çıkarır. Tüm duyguları bize ileten, hissettiren onlar, onların beden dili.
Dansçılar, görsel ve işitsel öğeler, tasarımlar, hepsi, hepsi mükemmeldi. Hepsi çok katmanlı, çok boyutlu ve soyutla somut arasındaydı. Daha iyisi olamazdı.
Her üç bölümde de mekân ve zaman algısı yeniden yeniden işleniyordu. Mekânlar gerçekçi görünümle başlayıp gerçek dışı bir şekle, bilinçaltına dönüşüyordu. (Rüya, hayal, kâbus.)
Zaman sınırı yoktu. Öykü değil, her zaman geçerli temalar beden dilinin, fiziksel dilin emrine verilmişti. Zaman, her zamandı, şimdiydi. Temalar yani aşk, seks ihanet, nefret, şiddet, şefkat, aile, anne, baba, çocuk, kurtarıcılık vb.
“Kayıp Kapı”da, kamaradaki sayısız kapılardan her biri açıldığında sahneye şok etkisi yapan kişiler ve görüntüler doluyordu. Hangisi gerçek hangisi hayal bilmiyoruz. Kendimizi kapana sıkışmış gibi hissediyorduk.
“Kayıp Oda”da adeta yanlışlıklar komedisi oynanıyordu. Hayat da hatırladıklarımız ve unuttuklarımız arasında bir oyun, bir yanılsamaydı. Ve gerilim hep artsa da sahne sürekli “temizleniyordu”.
En güçlü son bölüm “Gizli Kat” ise bize, ütopyanın nasıl distopyaya dönüştüğünü gösteriyordu. Evet gemimiz su aldı. Batacaktı. Ve o muhteşem dansçılar yarı giyinik yarı çıplak, suların içinde hayata tutunmaya çalışırlarken, karanlığa karşı mücadele ederken ve daha sonra alevlere teslim olurken ben şunu düşünüyordum:
Sahnede her devinim, her hareket, her duruş, her bakış, her şaşırtma, kendi öyküsünü yaratıyordu. Tıpkı hayattaki gibi.
Bu üçlemeyi seyirciyle buluşturanlara, emeği geçen, katkıda bulunanlara sonsuz teşekkürler.