Yaşamını Sanata; Sanatı Yaşamına Dönüştüren...

Yaşamını Sanata; Sanatı Yaşamına Dönüştüren...

03.01.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Canım Gülriz. Bu yazıyı yazmak çok zor. Son yıllarda hep söyledin, neyin nasıl olması gerektiğini, hep anlattın... Finali hazırladın, perdenin nasıl kapanacağını tembihledin... Herkese, rollerini çalıştırdın... Gel gör ki, ne denli kendimizi alıştırmaya çalıştıysak da, başaramadık... Kesin ayrılığa meğer hiç hazırlıklı değilmişim... Bana seni soruyorlar, sözcükler çağlayanlar gibi dökülürken dilimden, gözyaşlarıma engel olamıyorum. Şimdiden ne çok özlediğimi görüyorum. O nedenle duygularımı gemleyerek şimdilik seninle değil, okurlarla paylaşacağım benim “Gülriz”imi.

Öncü ve örnek aydın
Yaşamını sanata; sanatı yaşamına dönüştüren Gülriz Sururi, sadece usta bir tiyatrocu değildi. Öncü ve örnek bir Cumhuriyet aydınıydı.
Toplumdan aldığının bin katını yine topluma verdi, son gününe dek. Hem topluma, hem tiyatro sanatına ışık tuttu.
Kendini kendi yarattı: Özgünlüğüyle, kişiliğiyle, görüntüsüyle... Çalışma şevki, çalışma disiplini, mükemmeli araması ve yeniliğe açıklığıyla. Sürekli kendini geliştirdi.
Çok genç yaştan başlayarak tabuları dinlemedi. Yasaklara, baskıya, sansüre, haksızlığa dimdik duruşuyla meydan okudu. Sanatın özündeki muhalifliği bir kez yakaladıktan sonra, bir daha bırakmadı.
İlkelerinden hiç ödün vermedi. Eğilip bükülmedi. Sorumluluklarını üstlenen aydın yurttaş duruşunu, dik duruşunu sonuna dek sürdürdü.
Etik değerleri ve estetik değerleri hep bir arada düşündü ve uyguladı.
Vatan sevgisi ve saygısı, yaşadığı kente, yöreye, çevreye sevgi ve saygı, ana dili Türkçeye saygı, çağdaş düşünceye saygı... Bunlar, Gülriz Sururi’nin, hayata, çevresine ve kendisine duyduğu saygıdan, insan onuruna, emeğe duyduğu saygıdan ayrılmazdı.
Bütün bu özellikleriyle, ülkenin aydınlık çağdaş yüzü oldu ve topluma hepimize gelecek umudu aşıladı.

Tiyatrodaki ‘Büyü’
Anne karnında yutmuştu sahne tozunu. Primadonna Suzan Lütfullah ile operet kurucularımızdan Lûtfullah Sururi’nın kızıydı... Evi sahneydi, sahne eviydi.
Gülriz, Engin Cezzar’ ı ilk kez “Hamlet” rolünde gördü.
Engin Gülriz Sururi’yi ilk kez “Irma” rolünde gördü.
İkisinin yolu 1961’de kesişti... O günlerin gazeteleri haberi “Sokak Kızı İrma ile Prens Hamlet’in evliliği” diye duyurdu. Birbirlerini buldular ve (farklı da görülse, bana göre) bir daha da hiç ayrılmadılar...
O günden sonra yaşamlarını tiyatroya ve aşka, yani birbirlerine de adadılar...
Türk Tiyatrosu’nun “Altın Çağı” diye nitelediğimiz 60’lı 70’li yıllarda Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosunun öncü atılımları şöyle:
-Usta oyunculardan kurulu kadrolar
- Yerli oyunlara öncelik. ( Haldun Taner, Güngör Dilmen, Yaşar Kemal, Refik Erduran, Başar Sabuncu, Bilgesu Erenus)
- Ülkedeki ilk Nâzım Hikmet oyunu (en “sakıncalı” döneminde “Ferhad ile Şirin”)
-Türkiye’de ilk epik müzikal. (H.Taner “Keşanlı Ali Destanı”) ve yurtdışı turneler.
-Genç, dinamik, yeniliklere hep açık, klasik ve moderni, müziğe, müzikale, dansa önem veren dünya tiyatro repertuarını da yakından izleyen bir tiyatroydu onlarınki.
- Birinin popüler halk tiyatrosu geleneği, ötekinin Batılı “okullu” tiyatrosu birbirini tamamladı ve taçlandırdı.

Aktivist Gülriz
Tiyatro sahnelerinden hayran olduğum Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’la 1967’de tanıştım. Birlikte çalışma ve arkadaşlık birbirini izledi. Sonra Türkiye gerçekleri nedeniyle yolumuz sık sık yasaklarla, baskıyla, sansürle kesilmeye çalışıldı. Biz de toplumsal eylemcilikte yoldaş olduk. İşte anımsadıklarım:
“Düşenin Dostu” oyununu sahneye koyan, James Baldwin’in asistanlığını yapıyordum. (1968-69) Oyun ihbar sonucu yasaklanınca mahkeme koridorları mesken oldu bize.
“Hair “Müzikali.(1970). Türkçeye ben çevirmiştim. 12 Mart muhtırası. Oyunda hapisteki gençlere yönelik atıflar ve bir de “Deniz nerede?” afişi vardı. Deniz Gezmiş hapisteydi. Sıkı yönetim kaldırılmasını istedi. Gülriz direndi. Sonunda oyun kaldırıldı.
12 Eylül faşizmi: Diktatör Evren ve dostları kimi Türkçe sözcükleri yasaklamışlardı TRT’de. İlk karşı çıkan ve TRT’de yapmakta olduğu programı derhal terk eden Gülriz oldu.
2011 yılındaydı .... Henüz FETÖ denmiyor, ülke kodamanlarının baş tacı ettiği Cemaat, çağdaş insanları hedef alıyor, komplolarla hayatları söndürüyordu. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkan Saylan’ın hedef alındığı o günlerde, isyan bayrağını açanların '62aşında Gülriz geliyordu.
2017 Haziran. Bir Bodrum akşamı. Ertesi sabah Adalet Yürüyüşü’ne katılacaktım. Ben de geliyorum dedi. “Dayanamazsın” dedim. Ve sabahın dördünde kapıma dayandı. Yola çıktık. Konvoyu yakaladık, birlikte yürüdük...
Tiyatroya karşı , kadın haklarına karşı, çağdaşlığa karşı yapılan her yanlışta, protestocular arasında, Hak savunucuların yanında , kâh bir nefer, kâh bir lider oldu Gülriz.

Mükemmelin peşinde
Yaşamda, sahnede, evde, sokakta hep mükemmeli aradı.
Kitaplarını yazarken, (ister anı kitapları olsun, ister oyun, öykü, deneme ya da yemek kitabı olsun) evinde konuk ağırlarken, televizyon, radyo programı yaparken , konferans verirken, hep aynı özeni ve titizliği gösterdi ve bunların her birinde de başarılı oldu.
Mükemmeli kovalarken bir de özellik geliştirdi: Engin Cezzar’ı ölümden döndürme özelliği... Hem de bir değil, iki kez... Ben tanığım… İlkinde bir kalp kriziydi. İkincisinde beyne giden bir kan pıhtısının damarı tıkaması... İkisinde de yeri göğü inletip onu hastaneye yetiştirdi.
Son yıllarda Engin konuşma yetisini yitirmişti; ağzından çıkan tek ses “G” harfiydi. Ancak o “G” harfi ya da “Gu” sesi aracılığıyla, Engin tüm duygu ve düşüncelerini ifade edebiliyor; Gülriz de onun tüm ifade etiklerini anlıyor, duyuyor ve bize iletiyordu. Aralarında yalnız ikisinin kullandığı bir dil geliştirmişlerdi. Böyle bir şey ne görülmüş ne de duyulmuştur!
Mal varlığının bir bölümünü Engin ve kendi adına koyduğu, İKSV bünyesinde gerçekleştirilen, “Tiyatro Teşvik Ödülü” de mükemmeli arama çabasıdır.
Canım Arkadaşım, azimle, inatla, tutkuyla, dirençle, cesaretle , çalışma disipliniyle ama aynı zamanda duygu ve düş gücüyle, yaşamı çok renkli, çok sesli , çok boyutlu bir şölene çevirmesini bilen, bunu başaran güzel arkadaşım... Engin’in “Serçe bilekli, aslan yürekli” Gülriz’i... Kavuştun Engin’ine.
Hiç kuşkum yok bir gün yine buluşacaksınız : Senin dediğin gibi , “Bir testinin kulpunda toprak olarak” ya da yetişmekte olan genç bir tiyatrocunun ileri dönük düşlerinde; ideallerinin peşinden koşan bir genç kızın daha güzel bir Türkiye umudunda...  

Yazarın Son Yazıları

Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025
‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

İstanbul dolu dizgin.

Devamını Oku
21.09.2025
Nice yıllara Hrant Dink

15 Eylül, arkadaşımız, yoldaşımız, omuzdaşımız, ülkemin en aydın, en dürüst, en yararlı, en barışçı insanlarından Hrant Dink’in yaş günüydü.

Devamını Oku
18.09.2025
Düşme var düşüş var

Bundan önceki yazım şöyle bitiyordu: “Yeryüzü muhteşemdi. Türkiye’nin asla uygarlıktan, yaratıcılıktan, aydınlıktan ve gelecekten vazgeçmeyeceğine dair umutlarımız tazeleniyordu.”

Devamını Oku
07.09.2025
Büyülü aydınlık bir gece

Elbe Nehri’nin kıyısında görkemli mi görkemli o yapı bir mucize gibi yükseliyor.

Devamını Oku
04.09.2025
Hapishane ve ödül: Vicdan ve haysiyet

Hafta içinde hapisteki iki çok değerli insanımıza yine uluslararası ödüller verildi.

Devamını Oku
31.08.2025
Paramparça ve umut

Bunalıyorsunuz, kahroluyorsunuz, her yerde haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik diyorsunuz...

Devamını Oku
28.08.2025
Dünyanın sesleri İstanbul’daydı

Bu başlığı yazdım. İstanbul’da bir haftadır süren o muhteşem coşkuyu paylaşacağım diye düşünürken birden bir suçluluk duygusuna kapıldım.

Devamını Oku
24.08.2025
Edremit Kitap Fuarından...

Edremit Kitap Fuarı’ndayım...

Devamını Oku
21.08.2025