Valsten aşk yaratmak...

Valsten aşk yaratmak...

25.01.2013 04:57
Güncellenme:
Takip Et:

‘Anna Karenina’ filminde eşsiz koreografi ve tiyatro

\n

Tolstoy’un ölümsüz eseri Anna Karenina ne zamandır sinemalarda oynuyor. Joe Wright imzalı filme ilişkin eleştiriler çok farklı. Kimi eserin görselliğe, görkeme kurban edildiğinden yakındı, kimi “yeni” buldu. Tolstoy’a yakınlığı uzaklığı tartışıldı... Niyetim film eleştirisi değil. Niyetim, kimi noktalara dikkati çekmek.
Filmi ben çok büyük bir ilgi duyarak ve heyecanla izledim... Heyecanımın kaynağında sinema- tiyatro- koreografi üçlüsünün kucaklaşması vardı...
Dünya bir tiyatro sahnesi
Yönetmen Joe Wright’ın müthiş bir risk alıp, eseri tiyatro sahnesine taşıması beni heyecanlandıran en önemli öğeydi. Olayları sadece tiyatro sahnesinde değil, tiyatro salonunda, localarda, kuliste, soyunma odalarında, dekor depolarında, panolar arasında da izledik... Düşünsenize, yönetmen, at yarışlarını bile tiyatro binasının içinden geçirdi...
Filmde, tiyatro, dünyanın, daha doğrusu Moskova ve St. Petersbourg’un metaforuna dönüşmüştü.
Soylu sınıfın yapaylığına, burjuvazinin çıkarcılığına tiyatroda kurgulanan bir sahneye bakar gibi dışarıdan bakmak... Ama aşk, tutku, duyarlılık, şefkat, öfke, kıskançlık, acı çekmek gibi duygular dünyasına daldığımızda yakın plana odaklanmak... Bu “
dışardan bakmak” göstermeci yöntemler, (Brecht’e göz kırpmaları bile yakalayabiliyorsunuz) ancak usta bir oyun yazarıyla, Tom Stoppard gibi bir yazarla işbirliği yaparak gerçekleşebilirdi. Filmin her anında diyaloglar çok çarpıcı ve etkileyiciydi. Kimi zaman görselliğin önüne bile geçiyordu.
Ayrıca, Tolstoy’un dev eserini (yalnız içerik değil, hacim olarak da dev eserini) senaryoya indirgemek kolay iş olmasa gerek! Eğer senaryoda bir eksiklik arayacaksak, bence en zayıf nokta anne -oğul ilişkisiydi.
Greta Garbo, Vivien Leigh, Isabelle Hupertte... Nice Anna’lar izledik bugüne dek. Bu kez Keira Knightley, yüzündeki ışıkla; kocası rolünde Jude Law olgunluğuyla; Vronsky’de Aaron Taylor-Johnson, vurguladığım “teatral duyguya” hizmet etmesiyle; artı Domhnall Gleeson (Levin) and Alicia Vikander (Kitty) mükemmel oyunculuklarıyla harika seçimlerdi.
Baştan sona \tkoreografi
Ah o baştan çıkarıcı dans sahnesi! Hani baloda Anna ile Vronski’nin dansı!
Tango şehvettir, vals asalettir diye bilirdik. Bütün ezberimiz bozuldu. Vals ve mazurka müziğiyle sevişildiği nerede görülmüş, üstelik birbirine sarılmadan!
O sahnede Anna ve Vronzkyv bildiğimiz hiçbir dansa benzemeyen bir vals yaptılar. O danstan aşk yarattılar. Elleriyle, kollarının içiyle seviştiler. Birbirlerine çok az değerek, devimleriyle seviştiler. Müthiş bir sahneydi.
Olayın mimarı koreograf 
Sidi Larbi Cherkaoui. (Çerkawi) Onu anımsamadınız mı? İstanbul Tiyatro Festivali’nde “Sutra” adlı eserini izlemiştik!
Belçikalı anne, Faslı babadan doğma.
Martha Graham’ın rahlesinden geçmiş! Pina Bausch’dan (sahnedeki insan ilişkileri); Trisha Brown’dan (hareket ve anatomi); William Forsythe’dan (matematiksel yapı) etkilenmiş!
Ama yalnız o dans değil, filmin birçok anında çarpıcı bir koreografi vardı. İlk aklıma gelenler: Bürokrasi, memurların çalışması... T
arlada köylüler... Masa başında Levin ve Kitty’nin oyunu...
Bunlar gibi nice koreografik düzenleme filme çarpıcı bir “
modernite” katıyordu... Filmi görecek olanlar bunları fark etsin istedim.

\n

Yazarın Son Yazıları

‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025
‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

İstanbul dolu dizgin.

Devamını Oku
21.09.2025
Nice yıllara Hrant Dink

15 Eylül, arkadaşımız, yoldaşımız, omuzdaşımız, ülkemin en aydın, en dürüst, en yararlı, en barışçı insanlarından Hrant Dink’in yaş günüydü.

Devamını Oku
18.09.2025
Düşme var düşüş var

Bundan önceki yazım şöyle bitiyordu: “Yeryüzü muhteşemdi. Türkiye’nin asla uygarlıktan, yaratıcılıktan, aydınlıktan ve gelecekten vazgeçmeyeceğine dair umutlarımız tazeleniyordu.”

Devamını Oku
07.09.2025
Büyülü aydınlık bir gece

Elbe Nehri’nin kıyısında görkemli mi görkemli o yapı bir mucize gibi yükseliyor.

Devamını Oku
04.09.2025
Hapishane ve ödül: Vicdan ve haysiyet

Hafta içinde hapisteki iki çok değerli insanımıza yine uluslararası ödüller verildi.

Devamını Oku
31.08.2025
Paramparça ve umut

Bunalıyorsunuz, kahroluyorsunuz, her yerde haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik diyorsunuz...

Devamını Oku
28.08.2025
Dünyanın sesleri İstanbul’daydı

Bu başlığı yazdım. İstanbul’da bir haftadır süren o muhteşem coşkuyu paylaşacağım diye düşünürken birden bir suçluluk duygusuna kapıldım.

Devamını Oku
24.08.2025