Bağımlılık ve kimlik

Bağımlılık ve kimlik

16.01.2025 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

Ah şu bağımlılık yok mu! Berbat bir hastalık! Ülkemizde örneklerini en sık gördüğümüz gibi kimi koltuk bağımlısıdır kimi güç, iktidar... Kimi kötülük ya da intikam alma bağımlısıdır kimi şiddet, kimi aşk... Onlarsız yapamazlar, var olamazlar. 

İngiliz oyun yazarı Duncan Macmillan’ın yazdığı, İbrahim Çiçek’in çevirip yönettiği ve Zorlu PSM’de izlediğim “İnsanlar Mekanlar Nesneler”, bağımlılıktan kurtulmaya çalışan bir kadının öyküsü. Uyuşturucu, eroin, kokain, hap, esrar, alkol vb. bağımlısı bir kadın! 

Hemen belirteyim: Bugüne dek bu konu çevresinde gördüğümüz tüm oyunlardan ve filmlerden çok çok farklı. İzlediğimden beri bağımlılık meselesini kafamda evirip çeviriyorum. Bu da iyi bir şey! Baştan başlıyorum. 

OYUNU FARKLI KILAN 

Macmillan’ın oyununu farklı kılan birkaç öğe var. En başta kadının bir oyuncu olması. Sahnelerde sürekli farklı rollere girip çıkması ve o rolleri kapmak için rekabet ortamında verdiği mücadele. Buyurun size bir de kimlik sorunu. Yazar adeta/sanki oyunculukla madde bağımlılığı arasında bir paralellik kurmuş. Oynamaya bağımlılık, farklı rollere girip çıkmaya, sahneye bağımlılık, alkışlara bağımlılık... 

Bir başka öğe ise yazarın bu çok ciddi temayı, gülümseterek, dram ve komedi unsurlarını bir arada kullanarak ele alması, bir an boğazınız düğümlenirken hemen ardından kahkaha atmak istemeniz ve seyirciyi sık sık sürprizlerle şaşırtması. Hele son perdede. 

İlk kez 2015’te Londra’da Ulusal Tiyatro’da oynanan oyun o gün bugün New York dahil olmak üzere birçok yerde oynandı ve hem oyun metni hem de başrol oyuncusu sayısız ödül kazandı.

MERVE DİZDAR FAKTÖRÜ 

“İnsanlar Mekanlar Nesneler”i yurtdışında hiç izlemedim. Bizdeki prodüksiyonun yurtdışındakini izleyip izlemediğini bilmiyorum. Hem zaten öyle ya da böyle pek fark etmez, çünkü iki buçuk saat boyunca hem ekip oyunculuğundan hem de tiyatroyu var eden tüm öğelerin bütünlüğünden, dört dörtlük tiyatro tadı alıyorsunuz.

Baş oyuncusuna sonsuz olanaklar sağlayan oyunda yönetmen İbrahim Çiçek akıllı seçimler yapmış. Başrolü Merve Dizdar gibi bir oyuncuya vermek gibi. Sinemada ve tiyatroda oyunculuktaki ustalığını kanıtlamış Merve Dizdar baştan sona sizi avucunun içine alıyor. Nina/Sara/Emma/Tara/oyuncu kadın, ne zaman “oynuyor”, ne zaman doğru, ne zaman yalan söylüyor bilemiyorsunuz ama hepsinin gerçekliğine inanıyorsunuz. O gerçekliğe sizi de katıyor. Oyunculuğuyla hem aklınıza hem de duygularınıza seslenirken oyuna da derinlik katıyor.

Oyunun üç evresi var: İyileşmek için rehabilitasyon merkezinde ilk karşılaşmalar. Durumları “canlandırarak”, “oynayarak” sürdürülen iyileşme yöntemi. Dış dünyayla, aileyle karşılaşma.

Her evrede farklı kişilikleri canlandıran yılların usta oyuncuları Nihal Koldaş, Selçuk Borak, Kerem Arslanoğlu rollerinde çok inandırıcılar. 

Sahne ve kostüm tasarımı Ceyda Balaban’ın. Özellikle sahne tasarımı hem çok işlevli hem de oyunun ruhuyla ve derinliğiyle çarpıcı biçimde örtüşüyor. Yakup Çartık’ın ışıkları en az Merve Dizdar’ın oyunculuğu denli önemli. Taner Güngör’ün koreografisi, Ömer Sarıgedik’in ses tasarımı ve müziği de. Bütün bu öğeleri bir araya getiren ve bu çok katmanlı oyuna sonsuz bir dinamizm kazandıran İbrahim Çiçek ve Merve Dizdar olmak üzere tüm emeği geçenleri kutlarım. Ancak...

SÖYLEMESEM OLMAZ 

Ancak... Söylemeden geçemeyeceğim bir nokta var. Bunu da sırf tiyatro tutkumdan ve işe yaramak için söylüyorum. 

Sahnede tüm oyuncular mikrofon kullanıyor. Anlamakta güçlük çekiyorum. Büyük değil küçük salonda oynanıyor. Sürekli hareket halindeler. Seyirciye arkalarını döndükleri anda ya da üst üste konuştuklarında tümcenin sonu gümbürtüye gidiyor, sözler mikron uğultusuna kurban ediliyor. (Hele yukarıda yatak odasındaki sözler...)

Oysa bu bir tartışma oyunu: Bağımlılıktan arınma mümkün mü? Dış etkenlerin rolü? Neden bizi bağımlılığa iten insanlardan, mekânlardan ve insanlardan uzak durmalıyız? Bu bir hesaplaşma oyunu. Her sözcüğün çok önemi var, yoksa yazar niye koysun ki o sözü oraya?

Önce yaşlandım, iyi duymuyorum mu acaba diye endişe ettim (J sırasındaydım). Yanımdakilere, önümdekilere sordum, cevap hep aynı: “Hiç anlaşılmıyor.” Oyun sırasında bile “Ne dedi? Ne dedi?” diye fısıldaşanlar var! Yazıktır günahtır! Bunca emeğe saygısızlıktır. Ya mikrofon sistemini düzeltin ya da atın şu mikrofonları! 

Yazarın Son Yazıları

Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025
‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

İstanbul dolu dizgin.

Devamını Oku
21.09.2025
Nice yıllara Hrant Dink

15 Eylül, arkadaşımız, yoldaşımız, omuzdaşımız, ülkemin en aydın, en dürüst, en yararlı, en barışçı insanlarından Hrant Dink’in yaş günüydü.

Devamını Oku
18.09.2025
Düşme var düşüş var

Bundan önceki yazım şöyle bitiyordu: “Yeryüzü muhteşemdi. Türkiye’nin asla uygarlıktan, yaratıcılıktan, aydınlıktan ve gelecekten vazgeçmeyeceğine dair umutlarımız tazeleniyordu.”

Devamını Oku
07.09.2025
Büyülü aydınlık bir gece

Elbe Nehri’nin kıyısında görkemli mi görkemli o yapı bir mucize gibi yükseliyor.

Devamını Oku
04.09.2025
Hapishane ve ödül: Vicdan ve haysiyet

Hafta içinde hapisteki iki çok değerli insanımıza yine uluslararası ödüller verildi.

Devamını Oku
31.08.2025
Paramparça ve umut

Bunalıyorsunuz, kahroluyorsunuz, her yerde haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik diyorsunuz...

Devamını Oku
28.08.2025
Dünyanın sesleri İstanbul’daydı

Bu başlığı yazdım. İstanbul’da bir haftadır süren o muhteşem coşkuyu paylaşacağım diye düşünürken birden bir suçluluk duygusuna kapıldım.

Devamını Oku
24.08.2025
Edremit Kitap Fuarından...

Edremit Kitap Fuarı’ndayım...

Devamını Oku
21.08.2025