‘Ölmek’ ve ‘yaşamak’ arasında...

‘Ölmek’ ve ‘yaşamak’ arasında...

07.07.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Kimi zaman “Ölmek istiyorum” diye haykırırken buluyorum kendimi: Örneğin: Eğitim cemaatlere, Ensar Vakfı’na, Taliban düşüncesine teslim edilip gençlerin geleceği yok edildiğinde... Kayyumlu Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananları izlediğimde... Katillerin korunup Osman Kavala’nın yeniden yargılama isteği reddedildiğinde; tek delil olmadan Gezi tutukluları hâlâ zindanda tutulduğunda... Medeni Kanun’da kadınların kazanılmış hakları teker teker yok edilirken (Neymiş, sadece kızlık soyadı kullanılırsa aile bütünlüğü bozulurmuş!) Senenin ilk altı ayında 205 kadın katledilirken ve 117 kadın da “şüpheli” ölü bulunmuşken... Gazeteciler tehdit edilirken... Kısaca ülkemin geleceği karartılırken ben ölmek istiyorum!

Ancak memleket sorunları dışında kişisel sorunlar da var: “İşler” ya da kendi icat ettiğim “sorumluluklar” altında ezilirken okumadığım kitaplar, izlemediğim oyunlar, görmediğim sergiler, yanıt veremediğim mektuplar hakkında tepkiler alırken... İş bulma, eğitim bursu, sağlık hizmeti taleplerine karşılık veremediğimde de kahroluyorum! Ve “Ölmek istiyorum!” Dostlarım, “Her talebi bunca kişisel alma” dese de başka türlü olmuyor! (Bunca kişisel yakınma, tatil alma zamanı geldi diyor.)

Ama sonra bir an geliyor ki “İyi ki yaşıyorum, iyi ki yaşıyorum” coşkusuna kapılıyorum. Özetle “Ölmek istiyorum” ile “İyi ki yaşıyorum” arasında gidip geldiğim bir hayat benimkisi. “İyi iki yaşıyorum” diye sayıklamalarımın sonuncusu iki akşam önceydi.

MUHTEŞEM KONSER

ENKA Açık Hava Tiyatrosu’ndaydı. Fazıl Say piyanoda, dünyayı fethetmeye ilk adımlarını çoktan atmış genç flüt sanatçısı Aslıhan And’ın ilk düo konseriydi. Yaz konserlerinin ilkini Fazıl Say’ın, Gershwin’den uyarladığı “Summertime” parçasıyla açmak... Ardından pandemi döneminde bestelediği “Yeni Hayat” piyano sonatı... Gün içindeki müthiş yağmurlardan sonra akşam yıldızların altında ve yıldızlı bir sahnede Fazıl’ın yaratıcılığına ve ustalığına tanıklık etmek harika bir ayrıcalıktı!

Konserin ilk anından başlayarak kendini evinde hissedermiş gibiydi. Zaten söyledi de “Burası benim ailem” diye. Her parçadan önce konuşması, Aslıhan And’ı tanıtması, çalacakları parçaları açıklaması dinleyicilere de ev ve aile atmosferini bulaştırıyordu. Tek boş koltuk yoktu. Ayrıca dinleyicinin ilk andan konserin son anına dek adeta soluğunu tuttuğu bir sessizlik içinde dinlemesi de çarpıcıydı.

Aslıhan And, İstanbul Devlet Konservatuvarı öğretim üyesi, Tekfen Filarmoni ve CRR Senfoni Orkestrası solo flütisti. Bugüne dek dünyanın birçok yerinde önemli festivallerde, salonlarda konser vermiş. Galway Flüt Festivali’nde (İsviçre) “Yükselen Yıldız” ödülünü kazanmış. Aslıhan And’ın çalışındaki yetkinliği kadar, sahnedeki duruşu, duyarlılığı ve beden dilinin de beni çok etkilediğini söylemeliyim.

İki çok zor parçada (Schubert “Arpeggione” ve C. Franck “La Majör Piyano ve Flüt Sonatı”), sonra da yine Fazıl Say’ın Portreler eserinden (babası Ahmet Say ve Şarık Tara için bestelediği iki portrede) ikilinin iletişimi, uyumu ama aynı zamanda ustalıkları, biz ölümlü dinleyicilerin mutluluğu oldu.

Bu konser bana yaşama sevinci verdi. Böyle insanların, böyle gençlerin yetiştiği bir ülkeden de dünyadan da umut kesilemezdi.

FİKRİ TAKİP: GÜZİN DİNO

Perşembe günkü “Güzin Dino’nun mezarı kurtarılmalı” yazımdan sonra çok gelişme oldu. O gün bugün telefonum hiç susmadı. Yüzlerce kişi, onlarca kuruluş, “Ne yapabiliriz” diye soruyordu.

(O yazıda Güzin Dino’nun mezarını ziyaret eden ve olayı ortaya çıkaran kişinin Ahmet Oltan olduğunu yazmıştım Ahmet değil Mehmet Oltan’mış. Düzeltir, Mehmet Bey’den ve okurlardan özür dilerim.)

Yazımın yayımlandığı gün Aşiyan’daki aile mezarlığının sahibi Rasih Nuri İleri’nin varislerinden Esin İleri telefonla aradı. “Güzin Dino’yu, Aşiyan’da dayımın (Abidin’in) yanında istememek ne demek! Böyle bir şey aklımıza bile gelmez. Annem de ben de elbet isteriz ama bizim o mezarlıkta sadece yüzde 50 hakkımız var” dedi.

R.N. İleri’nin oğlu Mehmet İleri aramadı. Ben aradım. “Güzin öldüğünde babam hayattaydı. Evet, doğrudur. Babam Güzin Hanım’ın oraya gömülmesini istemedi” dedi. Bu arada bir de şunu öğrendim. Güzin Dino’nun Aşiyan’a gömülemeyeceği ortaya çıkınca önce Paris’in ünlü Montparnasse Mezarlığı düşünülmüş ancak Güzin Dino’nun annesinin mezarı olan Paris banliyösündeki Thiais Mezarlığı’na defnedilmiş. Annenin de mezar kirası uzun süre ödenmediğinden o da zaten çoktan yok olmuş.

Sevgili okurlar, bu meselede ben fazla yoruldum ve yıprandım. Konu emin ellerde. Fransa tarafında Güzin Dino’nun manevi kızı Gaye Petek, canla başla uğraşmakta. İstanbul tarafında ise konuyu İBB’de Mahir Polat’ın ellerine teslim ettik. Benden bu kadar.

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025