Atatürk Kültür Merkezi ayrımcı değil, birleştirici olmalı

Atatürk Kültür Merkezi ayrımcı değil, birleştirici olmalı

31.10.2021 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Televizyonun karşısına geçmiş, İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nin açılış törenini izliyorum. 29 Ekim Cuma... Naklen canlı yayından izleyeceğim, çünkü malum gazetemiz, tüm muhalif gazeteler gibi açılışa davetli değil.  

İzledim... Bir bölümünü izledim... Çeşitli nedenlerle açılışta sunulan “Sinan” operasını sonuna dek izleyemedim... Operayla ilgili düşünceleri müzik yazarımız Evin İlyasoğlu’na bırakıyorum; yapıyla ilgili düşüncelerimi ise ancak AKM’yi ekrandan değil, içine girip gördükten sonra sizlerle paylaşacağım. İzlediğim bölümde yüreğime çöreklenen duyguyu ise alıp bu yazının başlığına koydum. 

İLK SEVİNÇ: ADI DEĞİŞTİRİLMEDİ 

Önce, güzel haber: AKM’nin adı değiştirilmedi. Yapının adı Atatürk Kültür Merkezi kaldı. 

Gece yarısı alınan bir kararla akşam yatıp sabah uyandığımızda Atatürk adının silindiği öyle çok kurum, kuruluş vb. gördük ki... Adının değişmemiş olması bile bizi sevindirir oldu. Çok acı değil mi! Ancak bunun gelen tepkiler ve çeşitli kurumların direnişi sayesinde gerçekleştiğini de unutmamak gerek!    

Kimileriniz anımsayacak, mimar Hayati Tabanlıoğlu’nun eseri 1969 yılında “Kültür Sarayı” adıyla açılmıştı. (Açılış gecesini dün gibi anımsıyorum: Ferit Tüzün’ün “Çeşmebaşı” balesi ve Verdi’nin “Aida”sı.) “Saray” sözcüğü çok büyük tepkiye neden olmuştu... (Muhsin Ertuğrul’a ve Aydın Gün’e sevgi, saygı, minnet...) 

1970’te Arthur Miller’ın “Cadı Kazanı” oyununda çıkan yangından sonra, uzun süre bakıma alındı, yeniden açıldığında artık adı “Saray” değil, Atatürk Kültür Merkezi’ydi.

Yeniden yapılışında, işin tekrar Tabanlıoğlu Mimarlık’a verilmesi bence isabetli bir karar.  

ERDOĞAN’IN UNUTMADIKLARI    

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un konuşmasını Erdoğan’ın konuşması izledi. 

Baştan sona ne yazık ki ayrımcı, bölücü bir konuşmaydı. Şahsım konuşmasıydı. Bir kez daha “Biiiiiiiiz” ve “Siz” diye diye sürdürülen bir konuşmaydı. Açış konuşmasından çok AKP propagandasına dönüştü. 

Büyük bölümü “Biz İstanbul için neler yapmadık ki!” diye yollar, tüneller, İstanbul Havaalanı, Kanal İstanbul vb. üzerinden ilerledi... Hani “Bizim başarılarımız, sizin büyük tahribatınız” durumu... Ve gelip Gezi olaylarına dayandı. Bir kez daha Gezi’yi hedefe oturttu, Gezi’yle terörizmi ilişkilendirdi.    

Gezi olayları sırasında o binanın (AKM’nin) nasıl terör örgütlerinin gövde gösterisi yerine dönüştürüldüğünü unutmadık” cümlesiyle taçlandırdı. 

Bir tarihte o veciz üslubuyla “AKM için de çok bağırdı Geziciler. İstediğiniz kadar bağırın, çatlayın, patlayın yıktık işte” demişti. Neyse, bu kez tekrarlamadı.  

BENİM UNUTMADIKLARIM

Ekran başında baktım, ben de unutmadıklarımı aklımdan sıralar olmuşum:  

Aynı Erdoğan, “Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları” zirvesinde şöyle demişti: 

Kadim şehirlerin en önemli güzelliği, ana karakterlerini kaybetmeden yeniyi bünyelerinde eritmesidir. İstanbul bu açıdan gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum...”

O günlerde Mimarlar Odası’nın suçlamalarını, açtığı davaları da unutmadım. Suriçi’nde, Sulukule’de, Tarlabaşı’nda rant operasyonları, yeşil alanları, su havzalarının yok edilmesini de unutmadım. 

Ülkemizde adamına göre işleyen adalet, sorumlulardan hiç hesap sorulmaması, Süleyman Soylu’nun daha geçen günkü sözlerini çağrıştırdı: “Muhtarlar diyor ki ‘Mahkeme kararı var yıkamıyoruz.’ Ya arkadaş sen gece yık, mahkeme kararı bizim arkamızdan gelsin. Kim yıktı biz nereden bilelim ya!

Sonuç: AKM, kimsenin lütfuyla, cebindeki parayla, hibesiyle, sadakasıyla yapılmadı. Bu milletin vergileriyle yapıldı. Bence kimse çatlamasın, patlamasın! Kavgaya, ayrımcılığa, şiddete değil, hayatı güzelleştirmeye, yaratıcılığa yol açsın! 

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025