Algılamanın sınırsızlığı

Algılamanın sınırsızlığı

07.08.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

20. ve 21. yüzyıl tiyatrosuna damgasını vuran dâhi Robert Wilson tedavi olmak istemeyerek New York Long Island’da kurmuş olduğu Watermill Eğitim ve Üretim Merkezi/okul/ müze/kültür merkezinde son ana dek çalışarak 31 Temmuz’da öldü. 83 yaşındaydı.

Tiyatro dünyasına bir bomba gibi düşen “Sağır Adamın Bakışı” adlı oyununu 1971’de Paris’te izledikten sonra bir daha hiçbir oyununu, sahnelediği hiçbir operayı, açtığı sergileri, verdiği konferansları kaçırmadım. (Einstein Plajda, Josef Stalin’in Hayatı, Argonotlar, Turandot, Gölgesi Olmayan Kadın vb.) Ve ne mutlu bana ki onunla çalışma, onu daha yakından tanıma fırsatı buldum. Ama önce birkaç satırbaşı:

- Teksaslı konuşma özürlü kekeme bir çocuktu. Belki de bu yüzden suskunluk, imgeler ve ışık onun en güçlü silahı oldu. Sözcükler yerine ışığı, renkleri, devinimi konuşturdu, sessizlikle çığlık attı.

- New York’ta önce yadırgandı. Avrupa sahnelerini fethetmesi için Fransa’da Nancy Festivali’ne gitmesi gerekti. New York’ta iki temsil sonrası kapanan ve 7 saat süren “Sağır Adamın Bakışı”, kısa sürede Avrupa sahnelerini tutuşturdu.

- O sadece tiyatrocu değil, aynı zamanda mimar, ressam, heykeltıraş, tasarımcıydı.

- Sahne olayını var edenlerin rollerini yeniden tanımlarken evrensel müdahalelerle, yazar, yönetmen, oyuncu, sahne tasarımcısı, ışık tasarımcısı işlevlerini üstlendi.

- Tüm eserlerinde disiplinlerarası bir dilin peşinde koştu. Bu nedenle her alanın ustalarıyla, Philip Glass’tan Barışnikof’a; Kudsi Erguner’ten Isabelle Hubert’e, Tom Waits’den Lady Gaga’ya işbirliği yaptı.

- Plastik sanatlar aracılığıyla imgeyi güçlendirdi. Müziği, dansı ve ışığı yüceltti. Müziği, operayı, tiyatroyu, dansı, devinimi, tüm plastik sanatları, mimariyle bir arada yoğurdu.

- Metinlerin yeniden okumalarla farklı katmanlarını ortaya çıkarırken sözle ses arasındaki ilişkiyi araştırdı.

- Her eseri aynı zamanda birer sentezdi. Çağrışımlara açık imgeler, seyirciye görmenin, duymanın, algılamanın sonsuzluğunu, sınırsızlığını ve seçim özgürlüğünü tanıdı.

ONUNLA ÇALIŞMAK

1999 yılında Bob Wilson’ın Watermill Kültür Merkezi’nde onunla birlikte çalışma fırsatını buldum. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali için “Anadolu Uygarlıkları” başlıklı bir proje gerçekleştirecektik ve yazar, dramaturg olarak beni seçti. Neden ben diye kendisine sorduğumda yanıtı şöyleydi: “Sen beni ve tiyatromu çok iyi tanıyorsun; nasıl çalıştığımı, nasıl bir tiyatro gerçekleştirmek istediğimi biliyorsun” demişti.

Teklifi hiç düşünmeden kabul ettim ve kendimi New York’ta o merkezde, Watermill’de buldum. Burada kalabalık bir koloni halinde yaşıyorduk. Farklı konumlardaydık. Bir kısmı Wilson’ın davetlileriydi ki bizim ekip öyleydi. Bir bölümü ise Wilson’ın çalışmalarına katılmak isteyen gençlerdi. Bu gençler yerleşkenin tüm işlerini yaparken maestronun çalışmalarını izliyor, üstüne de yüklü bir ücret ödüyorlardı.

Onunla çalışmak, cenneti ve cehennemi bir arada yaşamaktı. Özetle bizim projeyle ilgilendiğinde cenneteydim. Ama 12 proje üzerine aynı anda çalıştığından sıranın bize gelmesini beklemek cehennemdi. Bizim ekipte müzisyen olarak neyzen Kudsi Erguner ile Michael Galasso; asistan olarak Köken Ergun, proje koordinatörü Koza Gökbuket vardı.

Okumaktan nefret eden Bob Wilson’a “Anadolu Uygarlıkları”nı hap gibi birer paragrafla birkaç tümceyle veriyordum. O bunları alıp harekete, ışığa, şiire, dansa, müziğe dönüştürüyordu.

Boş alanda prova yaparken elinde buruşturduğu orta yere fırlattığı beyaz kâğıtlar “kuş olup” Bizans mozağinde ya da Selçuk kale duvarında yerini alıyordu. Yandaki çalılıktan kopardığı bir dalı Ege’nin zeytinliğine ya da bir ormana dönüştürüyordu. Her ışık bir fırça darbesi, her adım bir nota, her duruş bir haykırıştı. Mekânı ve zamanı her an yeniden yaratıyor, biçimlendiriyordu.

Çalışmalarında hiçbir şey rastlantı değildi. Matematik problemi çözer gibi her bakışı, duruşu, her devinimi inceden inceye ayarlıyordu.

Evet o bir büyücüydü. Sahnelediği her oyunda, her opera eserinde yeni bir alfabe, yeni bir dil yarattı. İstanbul’da sergilediği oyunları iki gün önce Dikmen Gürün yazmıştı. Ben tüm eserlerinde izlediği yolu özetlemek istedim. Maalesef Anadolu Uygarlığı tasarısı hayata geçmedi. Geçseydi günümüz politikacılarına müthiş bir ders olurdu!

Yazarın Son Yazıları

Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025